Ayetler

Rad 27 31 ve 33. Ayetlerdeki Tercüme Hatası

Diyanet İşleri Meali

RAD SURESİ

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

27. İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.”

31. Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.

33. Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.

Allah Her Şeyi Bir Ölçüyle Yapar

Bu üç ayetteki ifadeleri peş peşe okuyalım; "Allah dilediğini saptırır," "Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi," "Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur." Böyle bir Tanrı olmaz, dahası böyle fani bir insan bile olmaz. Allah Kur'an'da baştan sona her şeyi bir ölçüyle yarattığını söylüyor. Hatta bu ayetlerin olduğu Rad suresinin 8. ayetinde de bunu görüyoruz; Onun katında her şey ölçü iledir. Allah'ın her işi ölçülü olduğundan Allah kimseyi saptırmaz, dilediğini doğru yola iletmez aksine bütün insanları doğru yola yönlendirmek istiyor; Allah, her şeyi size açık açık göstermeyi, sizi sizden öncekilerin de gittiği doğru yollara yönlendirmeyi ve tevbenizi kabul etmeyi irade eder. Allah bilir, doğru kararlar verir. (Nisa 26) Allah'ın bu konuda koyduğu ölçü Nahl 93. ayette ”Yapılması gerekeni Allah yapsaydı hepinizi tek bir toplum haline getirirdi. Ama Allah, (sapıklığın) gereğini yapanı sapık sayar, (doğru yolda olmanın) gereğini yapanı da yoluna kabul eder. Yaptıklarınızdan elbette sorumlu tutulacaksınız.” İşte bu Allah'ın ölçüsü. Âyette dileme diye çevrilen şâe = شاء fiilinin kökü, “var etme” anlamında olan şey =شيء’dir. (Müfredât). Buna göre şâe = شاء fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yarattı” insan olursa “tercihinin gereğini yaptı” anlamına gelir. Buna göre ayetlerin doğru tercümesi şöyle;

Süleymaniye Vakfı Meali

RAD SURESİ

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

27. Kâfirlik edenler /ayetleri görmezlikte direnenler, “Rabbinden (Sahibinden) ona bir mucize indirilseydi ya!” derler. De ki: “Allah, (sapıklığın) gereğini yapanı sapık sayar, kendisine yöneleni de yoluna kabul eder.”

31. Bu Kur’an, kendisiyle dağlar yürütülen, yeryüzü parça parça edilen veya ölüler konuşturulan bir Kur’an olsaydı (yine de herkes inanmazdı). Hayır! Her iş Allah’ın elindedir. İnanıp güvenenler hâlâ (herkesin inanancağından) ümidi kesip anlamadılar mı ki tercihi Allah yapsaydı, elbette bütün insanları yola getirirdi. Ayetleri görmezlikte direnenlerin başlarına, yaptıkları şeyler sebebiyle felaket gelmeye devam eder veya felaket, yurtlarının yakınına kadar ulaşır. Sonunda Allah’ın verdiği söz gerçekleşir. Allah sözünden asla dönmez.

33. Her nefsin ne elde ettiğini takip eden Allah (görmezlikten gelinir mi!) Ama onlar Allah’a ortaklar koşarlar. De ki: “Söyleyin bakalım onların özelliklerini!” Allah’a, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz yoksa (bunlar) içi boş sözler mi? Aslında Allah’ı görmezlikten gelenlerin oyunları kendilerine güzel görünür ve onun yolundan geri çevrilirler. Allah’ın sapık saydığını yola getirebilecek hiç kimse yoktur.

Şâe شاء Fiiliyle İlgili Ayrıntılı Açıklama

شَاءَ şā'e fiiliyle ilgili ayrıntılı açıklamayı İbrahim dördüncü ayeti ele aldığım sayfada okuyabilirsin. İbrahim 4. Ayet Şae Fiili

شَاءَ şā'e fiiline dileme anlamı verince Kur'an'ı Kerim nasıl tutarsız bir kitap oluyor görmek için Enam 145-146. ayetleri ele aldığım sayfaya bakabilirsin. Enam 145-146. Ayetler Şae Fiili

Seçtiğim Meallerde Nasıl Tercüme Edilmiş?

Eğer çok okunan mealler arasında doğru tercüme varsa yeşil doğrulama işaretiyle belirtim.

  1. Ali Akın

    27. 0 kâfirlerderler ki: “Ona (Muhammed’e) Rabb’inden, (istediğimiz türden) bir mucize indirilseydi ya!” Ey Muhammedi De ki: “Şüphesiz Allah, kimi dilerse onu sapkınlıkta bırakır (aklını ve iradesini sapkınlık için kullananlara bu imkânı yaratır); Kendisine yönelenleri ise, hidâyete erdirir.”

    31. Eğer gerçekten Kur’an’la (okunan İlâhi bir Kitapla) dağlar yerlerinden yürütülseydi, ya da onunla yeryüzü parçalansaydı veya da onunla ölüler konuşturulsaydı... (O, Kur”an olurdu ve onlar yine iman etmezlerdi.) Hayır, bütün emr u ferman, ancak Allah’ındır. İman edenler, bilmediler mi ki, Allah (icbârf olarak) dileseydi, mutlaka bütün insanları hidâyete erdirirdi? O kâfirler ise, Allah’ın vaadi (ölüm, kıyamet) gelinceye kadar, yaptıklarından dolayı onlara büyük bir bela çarpıp duracak; ya da o bela, yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah vaadinden caymaz.

    33. Pekiyi, herkesin yaptığını gözetip tesbit eden kim?(Yahut herkesin yaptığını gözetip tesbit eden Allah, kâfirlerin sandıkları gibi midir?) Oysaki onlar, Allah’a ortak koştular. Ey Muhammedi Onlara de ki: “Siz o ortak koştuklarınıza (haksız) isimler takın bakalım! (Onları anlatın; tapılmayı hak eden vasıfları var mı bakalım!)Yoksa siz dünyada bilmediği bir şeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz? Yoksa anlamsız laf mı ediyorsunuz?” Hayır, o kâfirlere hileleri (küfürleri, kuruntuları) güzel gösterilmiş de, doğru yoldan alıkonulmuşlar. Zaten Allah, kimi sapkınlıkta bırakacak olursa, artık onun için hidâyete erdirecek yoktur.

  2. Bayraktar Bayraklı

    27. İnkâr edenler, “Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: “Doğrusu, Allah dileyeni saptırır, bütün benliğiyle kendisine yöneleni de doğru yola iletir.”

    31. Eğer, Kur'ân ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kâfirler yine inanmazlardı. Halbuki bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı; Allah dilerse, bütün insanları yola getirebilirdi. Allah'ın sözü yerine gelene kadar, yaptıklarından ötürü, inkâr edenlerin ya başlarına yahut evlerinin yakınına düşecek bir vurucu felâketin gelmesi kaçınılmazdır. Doğrusu, Allah verdiği sözden caymaz.

    33. Herkesin elde ettiğini gözeten Allah'a kim eşit olabilir? Onlar, Allah'a ortak koştular. De ki: “Onlara bir ad bulun. Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?” Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkoydular. Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek yoktur.

  3. Diyanet İşleri

    27. İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.”

    31. Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.

    33. Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.

  4. Diyanet Vakfı

    27. Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir.

    31. Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâla bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi? Allah'ın vâdi gelinceye kadar inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ evlerinin yakınına inecek. Allah, vâdinden asla dönmez.

    33. Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: «Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?» Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.

  5. Edip Yüksel

    27. İnkar edenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi," diyorlar. De ki: "ALLAH dileyeni saptırır ve yöneleni doğruya ulaştırır."

    31. Kendisiyle dağlar yürütülen, yahut yeryüzü parçalanan, yahut ölüler dirilten bir Kuran olsaydı bile (onlar yine inanmazdı). Tüm işler ALLAH'ın kontrolündedir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı ki ALLAH dileseydi tüm insanları doğruya ulaştırırdı. İnkar edenler, ALLAH'ın sözü yerine gelinceye kadar yaptıklarına karşılık olarak ya başlarına ya da yakınlarına konacak bir felakete uğrayıp duracaklardır. ALLAH sözünden dönmez.

    33. Herkesin yaptığını kontrol eden O değil midir? Buna rağmen ALLAH'a ortaklar koştular. De ki: "Onları (dilediğiniz) isimlerle tanımlayın! Siz O'nun yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz, yoksa boş sözler mi uyduruyorsunuz?" Aslında, inkarcıların hileleri kendilerine süslü gösterilir ve böylece yoldan saparlar. ALLAH kimi saptırırsa ona doğruyu gösterecek yoktur.

  6. Elmalılı Hamdi Yazır

    27. Yine o iman etmeyenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir âyet indirilseydi ya." De ki: "Hakikaten Allah, dilediğini şaşırtır ve kendisine gönül vereni de hidayete erdirir."

    31. Bir Kur'ân ki, onunla dağlar yürütülse veya onunla yer parçalansa veya onunla ölüler konuşturulsa (o yine bu Kur'an olurdu). Fakat emir bütünüyle Allah'ındır. İman edenler, kâfirlerden ümit kesip daha anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, elbette insanların hepsine toptan hidayet buyururdu. O küfürde direnenlerin kendi sanatlarıyla başlarına musibet inip duracak, ya da yurtlarının yakınına konacak. Nihayet Allah'ın vaadi gelecek. Muhakkak ki, Allah vaad ettiği zamanı şaşırmaz.

    33. Bütün kazandıklarıyla her bir nefsin üzerinde böylesine hükümran olan başka kim vardır? Böyle iken tuttular da Allah'a ortaklar uydurdular. De ki: "Onlara isimler verip durun bakalım. Siz O'na yeryüzünde bilmediği bir şey mi haber vereceksiniz? Yoksa anlamı olmayan kuru bir laf mı? Doğrusu küfre sapanlara kendi oyunları güzel gösterildi de yoldan saptırıldılar. Allah her kimi saptırırsa, artık onu yola getirecek kimse yoktur.

  7. Hakkı Yılmaz

    27-29-31 .Yine o kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan o kimseler: “Ona Rabbinden bir alâmet/gösterge indirilmeli değil miydi, eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur’ân olsaydı…” diyorlar. De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtır ve gönülden bağlanan kimseleri; inanan ve kalpleri Allah’ı anmakla zihnindeki tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşmuş kişileri Kendisine kılavuzlar.” Gözünüzü açın! Kalpler, yalnız ve yalnız Allah’ı anmakla; zihnindeki tüm soru işaretlerini gidermekle rahata kavuşur. İman etmiş ve düzeltmeye yönelik işler yapmış kimseler; tuba; güzellikler, müjdeler ve güzel dönüş yeri sadece onlar içindir. Aslında emrin tümü Allah’ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki eğer Allah dilemiş olsaydı, kesinlikle insanların tümüne kılavuzluk ederdi. İnkâr eden kimseler, Allah’ın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez/miadını şaşırmaz.

    33. Peki, o, kazandığı şeyler ile birlikte her bir kişinin üzerinde dikilen/görüp gözeten kimdir? Onlar ise Allah’a ortaklar edindiler. De ki: “Onları isimlendirin! Yoksa siz, O’na yeryüzünde bilmediği bir şey mi ya da sözden açık olanı mı haber vereceksiniz? Aslında kâfirlere; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan şu kişilere plânları güzel gösterildi de Yol’dan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren kimse yoktur.

  8. Hasan Basri Çantay

    27. O küfredenler: «Ona (peygambere) Rabbinden bir (azâb) mu'cize (si) indirilmeli değil miydi»? derler. De ki: «Şübhesiz Allah kimi dilerse onu dalâlete götürür, gönlünü kendine çevirdiklerini ise doğru yola iletir».

    31. Bir Kur'an ki eğer onunla dağlar (yerlerinden koparılıb) yürütülseydi veya onunla yer parça parça edilseydi, yahud onunla ölüler konuşdurulsaydı (İşte o, ancak bu kitâb-ı kerîm olurdu). Fakat bütün emir (ve kudret-i mutlaka) yalınız Allahındır. îman edenler haalâ şu hakikati bilmediler mi ki Allah dileseydi elbette insanların hepsine birden hidâyet ederdi. O kâfirler (e gelince:) Allahın va'di (erişinceye) kadar kendi sun (-u taksıyrleri, küfürleri, kötü amel) leri yüzünden ya ansızın başlarına büyük belâ çatıb duracak, yahud (o belâ) yurdlarının yakınına konacakdır. Şübhesiz ki Allah va'dinden dönmez.

    33. her nefsin (hayır ve şer) bütün kazandığına naazır olan (zât-i ecell-ü a'lâ böyle olmayan gibi midir?) Onlar Allaha ortaklar tanıdılar. De ki: «Bunlara ad takın (necidir, ne iş yaparlar bunlar?). Yoksa siz yer yüzünde ona (Allaha) bilmeyeceği bir şey'i mi haber veriyorsunuz? Yahud (gelişi güzel) sözün dış yüzü ile mi (kendinizi aldatıyorsunuz?) Hayır, o kâfirlere (mü'minlerin aleyhindeki) tuzakları süslü (ve hoş) göründü ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi şaşırırsa artık onun için hiçbir hidâyet veren yokdur.

  9. Hasan Tahsin Feyizli - Feyzü'l Furkan

    27. Küfre sapanlar/inkâr edenler: “Rabbinden ona (Muhammed’e) bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: “Allah dilediğini (arzu ve yaşantılarının gereği) sapıklıkta bırakır, kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.”

    31. Eğer Kur’an, (dedikleri gibi bir kitap) olsaydı da, (okuyunca) onunla dağlar yürütülse veya onunla yer yarılıp parçalansa ve onunla ölüler konuşturulsaydı (iman etmeyen yine iman etmezdi). Ama (Kur’an bunlar için inmemiştir), bütün işler Allah’a aittir. İman edenler (kâfirler hakkında) daha bilmediler mi ki eğer Allah (kulları iradelerine bırakmayıp da) dileseydi, bütün insanları doğru yola iletirdi? (Allah’ın emirlerinden yüz çevirip) küfre sapanlara gelince, Allah’ın vaadi (kıyamet) gelinceye kadar; yaptıkları işler yüzünden ya kendilerine şiddetli bir felaket gelecek veya (o felaket) yurtlarının/evlerinin yakınına inip duracaktır. Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez.

    33. (Durum böyle iken) her nefsin kazandığını görüp gözeten (yüce Allah) herhangi bir kimse gibi midir? Ama onlar Allah’a ortak koştular. (Varlıkları yüceltip onlara bağlandılar.) De ki: “Onları isimlendirin (onlar necidirler?) Yoksa yeryüzünde (Allah’ın) bilmediği şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Yahut sırf görünüşte bir laf olsun diye mi (söylüyorsunuz)? Hayır! (Hiç biri değil) doğrusu, inkâr edenlere düzenbazlıkları süslü (ve hoş) göründü de bu yüzden doğru yoldan alıkonuldular. Allah, kimi (niyet ve ameline göre) sapıklığında bırakırsa artık ona doğru bir yol gösteren yoktur.

  10. Hayrat Vakfı Meali

    27. Hem inkâr edenler: “Ona (Muhammed'e) Rabbinden (bizim istediğimiz) bir mu'cize indirilmeli değil miydi?” diyor. De ki: “Şübhesiz ki Allah, dilediğini (kendi isyânı sebebiyle) dalâlete atar; (rızâsına) yöneleni ise kendi (dîni)ne hidâyet eder.”

    31. Hem doğrusu bir Kur'ân ki, eğer kendisiyle dağlar yürütülseydi veya onunla arz parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı (onlar yine îmân etmezlerdi)! Fakat bütün emirler Allah'a âiddir. Îmân edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer Allah dileseydi bütün insanları elbette hidâyete erdirirdi. İnkâr edenler ise, onlara kendi yaptıkları (isyanlar) yüzünden belâ gelmeye devâm edecek veya (o belâ) yurtlarının yakınına inecektir. Nihâyet Allah'ın (mü' minlere olan) va'di (Mekke'nin fetih zamânı) gelecektir. Şübhesiz ki Allah, va'dinden dönmez.

    33. Öyleyse herkesin (hayır ve şerden) ne yaptığını O görüp gözeten (Allah, hiç böyle olmayan putlarla bir) midir? Hâlbuki (onlar) Allah'a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini söyleyin bakalım! (Kimdir onlar?) Yoksa O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş lâf ile (kendinizi) mi (aldatıyorsunuz)?” Hayır, inkâr edenlere hîleleri süslü gösterildi ve (hak) yoldan men' edildiler. Hâlbuki Allah, kimi (böy le inkârları yüzünden) dalâlete atarsa, artık onu hidâyete erdirecek kimse yoktur.

  11. Hüseyin Atay

    27. İnkâr edenler, “Rabbinden ona bir belge indirilmeli değil miydi?'' derler. De: “Doğrusu, Allah dileyeni saptırır, kendisine yönelene doğru yol gösterir.'

    31. Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış, yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı! Oysa ki bütün işler Allah'a bağlıdır. İnananlar, Allah dileseydi bütün insanları yola getireceğinden artık umutlarını kesmediler mi? Allah'ın sözü yerine gelene kadar, yaptıklarından ötürü, inkâr edenlerin ya başlarına yahut evlerinin yakınına düşecek bir vurucu afetin gelmesi kaçınılmazdır. Doğrusu, Allah verdiği sözden caymaz.

    33. Herkesin elde ettiğini gözeten O değil midir? Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onlara ad verin. Yoksa, Allah'a yeryüzünde bilmediği bir şeyi ya da görünüşte bir söz mü bildiriyorsunuz?” Hayır! İnkâr edenlere tuzak kurmaları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkondular. Allah kimi saptırmış ise, onun yol göstereni bulunmaz.

  12. İhsan Eliaçık

    27. Kâfirler; "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Onlara söyle: "Allah müstahak gördüğünü saptırır ve kendisine yöneleni de doğru yolda yürütür."

    31. Dağların yürütüldüğü, yerkürenin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an mı olsaydı? Hayır! İş ve oluşun tümü Allah'ındır. İman edenler hala şu gerçeği anlamadılar mı? Allah lâyık görseydi bütün insanları doğru yolda yürütürdü. Kâfirlikte inat edenler, yaptıklarıyla doğrudan ya da dolaylı yollardan felâkete uğrayabilirler. Allah'ın sözü uzak değildir. Allah sözünden asla dönmez

    33. PEKİ, kimdir her canlının kazandı­ğına anbean1 0 karşılık veren? Yine de Allah'a ortak koşuyorlar öyle mi? Onlara söyle: Tanrılarınıza cafcaflı isimler verip durun bakalım. Siz yeryüzünde bilmediği bir şeyi O'na mı öğreteceksiniz? Yoksa laf olsun diye mi konu­şuyorsunuz? Doğrusu kâfirlerin sapık düşünceleri kendilerine güzel görünü­ yor ve böylece sapıtıyorlar. Allah her kimi saptırırsa, artık onu doğru yola getirecek kimse yoktur.

  13. Kur'ân-ı Mecid Tefsirli Meal-i Alisi (İsmailağa Cemaati)

    27. (Abdullah ibni Ebî Ümeyye ve arkadaşları gibi) o kâfir olmuş kimseler der ki: “(Gök parça parça üstü müze düşürülerek veya dedemiz Kusayy diriltilerek) onun üzerine Rabbinden bir âyet indirilseydi ya!” (Habîbim!) De ki: “Gerçekten de Allâh (sapıklığı seçtiğini bildiği için, imtihan hikmeti gereği sapıtması nı) dilediği kimseyi saptırır, (gördüğü delilleri iyice düşünüp hakka) yönelmiş olanı da Kendi (dîni)ne hidâyet eder (ve ona doğruyu buldurur).

    31. (Habîbim! Sana: “Eğer iman et memizi istiyor san, okuduğun Kur’ân’la Mekke’den dağları kaldır da, sahip olacağımız geniş sahalarda bostanlar edinelim, rüzgârı da emrimize ver ki, ona binip Şam’a giderek ticaret yapıp dönelim, ölmüş atalarımızı da dirilt ki, senin hakkında onlarla istişâre edelim!” diyen o müş riklere de ki:) Eğer okunan bir şey, gerçekten onunla dağlar yürütülebilseydi, ya da yer(yüzü) onunla parça parça edilseydi/ ya da toprak onunla iyice yarıl(ıp kendisinden gözeler ve ırmaklar akıtıl)saydı /yahut (uzak bir) yer(e ulaşım mesafesi) onunla çabucak kat edilebilseydi/ veya onun (okunmasıy) la ölüler (diriltilerek) konuşturulacak olsaydı (, elbet te o kitap yine bu Kur’ân olurdu)! Doğrusu iş(ler) tümüyle ancak Allâh’a aittir. (Dolayısıyla O, onların is tedikleri bu mucizeleri yaratmaya elbette Kâdir’dir. Velâkin Allâh-u Te`âlâ sayılan mucizeleri bu Kur’ân’la gerçekleştirmemiş, bilakis üstün hikmetlerinin gerektirdiği şekilde dilediğini yapmıştır.) O iman etmiş olan kimseler hâlâ bilmedi mi ki; Allâh (hiçbir mucize göstermeden de kullarını yola almayı) dileseydi, elbette insanları hep birlikte hidâyete erdirirdi. (Fakat O herkesin kendisine verilen irâde ve kudreti, doğru yolu bulup ona uyma yönünde sarf etmeyeceğini bildiğinden, hidâyeti ancak bu yönde irâde kullananlara tahsis etti.) O kâfir olmuş kimseler, yaptıkları (kötü) şey(ler) sebebiyle kendilerine şiddetle çarpan bir felâket isabet etmesinden ya da onun, yurtlarına pek yakın bir yere konmasından/ veya senin (Hudeybiye gibi) onlarındiyârına çok yakın bir mekânda konakla- (yarak kendilerine harp aç)mandan/ ayrı kalamaya caktır, tâ ki (onların ölümü ya da kıyâmetin kopması hakkında) Allâh’ın vaadi (meydana) gelinceye dek! Şüphesiz ki Allâh (herhangi bir konuda verdiği) sözü bozmaz!

    33. Her nefis üzerinde, kazanmış olduğu (iyikötü herhangi bir) şeyle ilgili tam bir gö ze tici olan O (Allâh-u Te`âlâ gibi bir) Zât (âciz putlarla) mı (eşit olacaktır)?! Oysa onlar Allâh’a birtakım ortaklar tanıdılar. (Habîbim!) De ki: “Onlara ad verin (de duyalım bakalım, isimleri neymiş, ne işe yararlarmış?)!/ Onları niteleyin (de Al l âh-u Te`âlâ’ya ortak olma hak kına sahip olup olmadıklarını görelim)!/Siz onlara (ilâh) isim(leri) verin (bakalım! Âhirette sizi kur taramadık ları zaman gerçeği anlarsınız)!/ Yoksa siz (:"Bunlar Senin ortaklarındır!" diyerek) yer (yüzün)de (ibadete müste hak ortaklar olarak) bilmemekte olduğu şeyle ri mi O (Allâh-u Azîm`üşşâ)na haber veriyorsunuz? Ya da (bir lafmış gibi) görü nen (fakat bir anlam ifa de etmeyen)/ boş/yok olmaya mah kûm/ bir sözle mi (onlara ‘Ortaklar’ ismi takıyorsunuz)?” Doğrusu o kâ fir olmuş kimselere (İslâm’a karşı kurdukları) tuzak ları (ve kendi yaldızladıkları bâtılları) çokça hoş gösterilmiş( tir de zamanla onları hak sanmıştırlar) ve böylece onlar (şeytanın azdırmasına uymayı tercih ettikleri için, imtihan gereği Allâh-u Te’âlâ tarafından), o (hak) yol (olan İslâm)dan engellenmiştirler. Allâh her kimi(n sapıklığı seçtiğini bilir de onu) saptırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur!

  14. Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir

    27. İnkar edenler diyorlar ki: "Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir."

    31. Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yinebu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.

    33. Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Halbuki onlar, Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?" Hayır inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.

  15. Mehmet Okuyan

    27. Kâfir olanlar diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz ki Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır (sapkınlığını onaylar); kendisine yöneleni ise doğru yola ulaştırır.”

    31. Okunan bir (kitapla) dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı (o kitap yine bu Kur’an olurdu). Fakat bütün işler, Allah’a aittir. İman edenler (şunu) bilmediler mi: Allah dileseydi bütün insanları doğru yola ulaştırırdı! Allah’ın vaadi gelinceye kadar kâfir olanlara, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir bela gelmeye devam edecek veya o (bela) evlerinin yakınına inecek. Allah vaadinden (sözünden) dönmez.

    33. Herkesin kazandığının başında duran (onları gözetleyen kişi, hiç böyle yapamayan kişi gibi olur) mu! (Buna rağmen) onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onlara isim verin (onlar neciymiş bakalım)! Yoksa siz O’na (Allah’a) yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz? Veya boş laf mı ediyorsunuz?” Doğrusu kâfir olanlara hileleri süslü gösterildi ve onlar (doğru) yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa, artık) ona hiçbir yol gösteren olamaz.

  16. Mustafa İslamoğlu

    27. Yine inkârda direnenler, “Ona Rabbinden ilâhî kudret delîli indirilmesi gerekmez miydi?” derler. De ki: “Allah tercih eden/tercih ettiği kimseyi saptırır, kendisine yönelmeyi tercih eden kimseyi ise doğru yola yöneltir”;

    31. Eğer kendisi hürmetine dağların yürütüldüğü, yeryüzünün paramparça edildiği, ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı, (o, bu Kur’an olurdu). Bilakis, iş ve oluş tümüyle Allah’ın yasasına bağlıdır: Peki mü’minler, ‘Allah isteseydi bütün insanları hidayete erdirirdi’ gerçeğini anlayıp da (herkesi mü’min yapma) sevdasından hâlâ vazgeçmediler mi? Ama inkârda ısrar edenlere gelince: Yapıp ettikleri onların başından fâcia ve felaketi eksik etmeyecektir; ] ya da yurtlarının yanı başına ansızın konuverecektir, ta ki Allah’ın verdiği söz yerini bulsun: Çünkü Allah sözünden asla caymaz.

    33. O DEĞİLSE kimmiş bakayım kazandıkları nedeniyle her canlı varlığın tepesine dikilip duran? Buna rağmen, hâlâ Allah’a ortak koşuyorlar! De ki: “Onları (keyfinize göre) isimlendirin; yani siz, yeryüzünde bilmediği bir şeyi O’na haber veriyorsunuz, öyle mi? Belki de sözü (hakiki anlamda değil), sırf zahirî anlamda kullanıyorsunuzdur? Hayır, inkârda ısrar edenlere hileli mantıkları cazip gösterildi ve doğru yoldan engellendiler. Zira Allah kimi engellerse, onu doğru yola iletecek kimse bulunmaz!

  17. Mustafa Öztürk

    27. O kafırler/müşrikler hala, "Muhammed'e tanrısından bir mucize gönderilmesi gerekirdi, değil mi?"diyorlar. [Ey Peygamber!] De ki onlara: "[Siz mucize istemeyi bırakın da Allah'tan hidayet isteyin] . Bilin ki Allah dilediği/müstahak gördüğü kimseyi dalalette bırakır. Kendisine yönelenleri ise doğru yola ulaştırır.

    31. [O müşrikler/kafirler öyle inatçıdırlar ki senden istedikleri mucize olarak böyle bir Kur'an değil de] , okunduğu zaman dağlan yerinden oynatacak, yeryüzünü yarıp parçalayacak ve hatta ölüleri konuşturacak bir Kur'an olsaydı, onlar yine inanmazlardı. [Gerçi Allah böyle bir Kur'an göndermeye de muktedirdir] ; çünkü her şey Allah'ın sınırsız güç ve kudreti dahilindedir. [Allah'ın mucize göndermemesinden dolayı müşriklerin imana gelmediğini zanneden ve bu duruma üzülen) müminler hala anlayıp kavramadılar mı ki eğer Allah dileseydi herkesi doğru yola iletirdi. [Ama böyle olmasını dilemedi. Bilakis insanın akıl ve irade sahibi bir varlık olmasını, iman veya inkarı özgür iradesiyle seçmesini istedi] . İşledikleri günahlar sebebiyle o kafirlerin/müşriklerin başlarından bela eksik olmayacak ve/veya yanı başlarında dö­nüp duracaktır. Sonunda Allah'ın mü­minlere zafer vaadi yerini bulacaktır. Çünkü Allah vaadinden asla dönmez

    33. Herkesin ne yaptığını gören bilen Allah, kendilerine bile hayrı olmayan putlarla bir tutulur mu hiç?! Böyleyken o müşrikler Allah'ın ilahlığına birtakım eş ve ortaklar koşuyorlar. [Ey Peygamber!] De ki onlara: "Siz o putlarınızı hiç hak etmedikleri sıfatlarla anmaya devam edin bakalım! Ne o, yoksa Allah yeryüzünde [ve gökyüzünde]5 kendisinin hiçbir eş ve ortağı bulunmadığı konusunda yanlış bilgiye sahip de siz şimdi ona doğrusunu mu öğretiyorsunuz?! Gerçekte siz aslı esası olmayan iddiaların peşinden gidiyorsunuz." [Ey Peygamber!] Ne söylesen faydasız;6 çünkü asılsız inanç ve iddiaları o kafırlere çok cazip gözüküyor ve böylece doğru yoldan alıkonulmuş oluyorlar. [Bil ki] Allah kimi dalalette bırakırsa onu hidayete/doğru yola getirecek kimse bulunmaz.

  18. Ömer Nasuh Bilmen

    27. Ve kâfir olanlar derler ki: «Ona Rabbinden bir âyet indirilmiş olmalı değil mi idi?» De ki: «Muhakkak Allah Teâlâ dilediğini sapıklığa düşürür ve Hakk'a yöneleni de kendisine hidâyet eder.»

    31. Ve eğer bir Kur'an ki, onunla dağlar yürütülmüş veya onunla yer parçalanmış veya onunla ölüler söyletilmiş olsa idi işte bu Kur'an ile olmuş olurdu. Fakat bütün emir Allah'ındır. İmân edenler anlamadılar mı ki, Allah Teâlâ dileyecek olsa idi elbette bütün insanları hidâyete erdirirdi. Kâfirlere gelince onlara kendi kötü amelleri sebebiyle bir felaket isabet edip duracaktır. Veya Allah'ın vaadi gelinceye değin o felaket yurtlarının yakınında hulûl edecektir. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ verdiği söze muhalefet etmez.

    33. Herbir nefsin kazanmış olduğu ile üzerine nazır olanı mı? (Öyle bir Hâlık-i Alîm'i mi inkâr ediyorlar?) Ve Allah için ortaklar edindiler. De ki: «Adlarını söyleyiniz! Yoksa O'na, o Hâlık-ı Kainat'a yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. Yoksa sözün zahiri ile mi kendinizi aldatıyorsunuz?» Belki kâfir olanlara kendi desiseleri süslenilmiş oldu ve doğru yoldan alıkonuldular ve her kimi ki, Allah Teâlâ sapıttırırsa artık onun için bir rehber-i hidâyet yoktur.

  19. Sadık Türkmen

    27. Inkâr edenler diyorlar ki: "Ona (Muhammed’e), Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Şüphesiz Allah, sapıklığında kalmak isteyeni sapıklığında bırakır, kendisine yönelip gereğini yapanı da doğru yola eriştirir."

    31. Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı ya da ölülerin konuşturulacağı, bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir/yönetim yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi/isteseydi (insanları özgür bırakmayıp) bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın, özgür insanlar için koyduğu kanun uygulanacak; inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felâket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.

    33. Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah, inkâr edilir mi? Halbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular/aracılar edindiler. De ki: "Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?" Hayır inkâr edenlere hileleri güzel göründü ve onlar doğru yoldan saptılar. Allah kimi (yanlış hayat tarzını seçenleri) sapıklığında bırakırsa, artık onu doğru yola iletecek yoktur.

  20. Süleyman Ateş

    27. İnkâr edenler: "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allâh, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir."

    31. Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’ân olsaydı!.. Hayır, bütün işler Allah’a âittir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı ki, Allâh dileseydi, bütün insanları yola iletirdi? Yaptıkları işler yüzünden inkâr edenlerin başlarına âni belâ(lar) gelmeğe devam edecek, yahut yurtlarının yakınına konacak (yahut sen onların yurtlarının yakınına konacaksın), Allâh’ın va’di gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Allâh sözünden caymaz.

    33. Her nefsin yaptığı işin başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu? Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: "Onları isimlendirin (nitelendirin bakalım tapılmağa değer bir yanları var mı?) Yoksa siz Allâh’ın, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü söylüyorsunuz? Hayır, inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi. (Hak) yoldan çıkarıldılar. Allâh kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz!

  21. Süleymaniye Vakfı

    27. Kâfirlik edenler /ayetleri görmezlikte direnenler, “Rabbinden (Sahibinden) ona bir mucize indirilseydi ya!” derler. De ki: “Allah, (sapıklığın) gereğini yapanı sapık sayar, kendisine yöneleni de yoluna kabul eder.”

    31. Bu Kur’an, kendisiyle dağlar yürütülen, yeryüzü parça parça edilen veya ölüler konuşturulan bir Kur’an olsaydı (yine de herkes inanmazdı). Hayır! Her iş Allah’ın elindedir. İnanıp güvenenler hâlâ (herkesin inanancağından) ümidi kesip anlamadılar mı ki tercihi Allah yapsaydı, elbette bütün insanları yola getirirdi. Ayetleri görmezlikte direnenlerin başlarına, yaptıkları şeyler sebebiyle felaket gelmeye devam eder veya felaket, yurtlarının yakınına kadar ulaşır. Sonunda Allah’ın verdiği söz gerçekleşir. Allah sözünden asla dönmez.

    33. Her nefsin ne elde ettiğini takip eden Allah (görmezlikten gelinir mi!) Ama onlar Allah’a ortaklar koşarlar. De ki: “Söyleyin bakalım onların özelliklerini!” Allah’a, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz yoksa (bunlar) içi boş sözler mi? Aslında Allah’ı görmezlikten gelenlerin oyunları kendilerine güzel görünür ve onun yolundan geri çevrilirler. Allah’ın sapık saydığını yola getirebilecek hiç kimse yoktur.

  22. Viyana Kur'an Okulu Kur'an-ı Kerim Meali

    27. Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? De ki: Kuşkusuz Allah sapıklık yoluna gireni sapık sayar, kendisine yöneleni de doğru yola yönlendirir.

    31. Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâla bilmediler mi ki, Allah güç,kudret kullansaydı bütün insanları hidayete erdirirdi? Allah'ın vâdi gelince yekadar inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ yurtlarının yakınına inecek. Allah, vâdinden asla dönmez.

    33. Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: «Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş lafmı ediyorsunuz?» Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü görünürde yoldan çıkıverirler. Allah”ın sapık dediğini doğru yol da sayacak yoktur.

  23. Yaşar Nuri Öztürk

    27. Küfre sapanlar derler ki: "Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Allah dilediğini/dileyeni saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir."

    31. Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah’ındır. İman edenler hâlâ ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle, tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

    33. Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: "Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği birşey mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?" Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.