Ayetler

Yusuf 110. Ayetteki Tercüme Hatası

Diyanet İşleri Meali

YUSUF SURESİ

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

109. Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?

110. Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

110. ayette böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildiifadesi şae fiilin gerçek anlamına göre, Allah'ın peygamberleri red etmiş toplumları helak ederken tercih ettiği kişileri kurtarmasıdır. Kur'an'da anlatılan Ad, Semud, Lut gibi kavimlerden de görüyoruz ki peygamberlerle beraber iman eden ya Nuh kavmi gibi çok az kişi olmuş ya da hiç olmamış. Allah kavimleri helak ederken inanan çok az olan bu insanların kurtulmaları sağlamış. Ayetin sonu "Azabımız, suçlular topluluğundan engellenemez" diye bitiyor. Bunlar peygamberleri red eden Ad, Semud, Lut gibi kavimler.

Âyette dileme diye çevrilen şâe = شاء f fiilinin kökü, “var etme” anlamında olan şey =شيء’dir. (Müfredât). Buna göre şâe = شاء fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yarattı” insan olursa “tercihinin gereğini yaptı” anlamına gelir. Ayetin doğru tercümesi şöyle;

Süleymaniye Vakfı Meali

YUSUF SURESİ

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

109. Senden önce gönderdiğimiz elçiler, o kentlerin halkından vahyettiğimiz erkeklerdi. Bunlar yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Allah’tan çekinerek kendini koruyanlar için elbette daha iyidir. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

110. Ne zaman ki elçilerimiz umutlarını keser, anlarlar ki yalancı sayılmışlar, o zaman onlara yardımımız gelir, tercih ettiğimiz kurtarılır. Baskınımız suçlular topluluğundan geri çevrilmez.

Şâe شاء Fiiliyle İlgili Ayrıntılı Açıklama

شَاءَ şā'e fiiliyle ilgili ayrıntılı açıklamayı İbrahim dördüncü ayeti ele aldığım sayfada okuyabilirsin. İbrahim 4. Ayet Şae Fiili

شَاءَ şā'e fiiline dileme anlamı verince Kur'an'ı Kerim nasıl tutarsız bir kitap oluyor görmek için Enam 145-146. ayetleri ele aldığım sayfaya bakabilirsin. Enam 145-146. Ayetler Şae Fiili

Seçtiğim Meallerde Nasıl Tercüme Edilmiş?

Eğer çok okunan mealler arasında doğru tercüme varsa yeşil doğrulama işaretiyle belirtim.

  1. Ali Akın

    110. Nihâyet o Elçiler (peygamberler, imana gelmelerinden) umutlarını kesip de, kendilerinin kesin olarak yalancı yerine konulduklarını anladıkları zaman, onlara yardımımız erişiyordu da, dilediklerimizi (peygamberi ve mü’minleri) kurtarıyorduk; o mücrimler (suçlular) güruhundan ise, azabımız geri çevrilmezdi.

  2. Bayraktar Bayraklı

    110. Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalancı sanıldıklarını anladıklarında, onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.

  3. Diyanet İşleri

    110. Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

  4. Diyanet Vakfı

    110. Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.

  5. Edip Yüksel

    110. Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

  6. Elmalılı Hamdi Yazır

    110. Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.

  7. Hakkı Yılmaz

    110. Sonunda elçiler ümit kesecek hâle gelince ve kendilerinin yalanlandıkları kanaatine varınca, kendilerine yardımımız geldi. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Ve suçlular topluluğundan Bizim azabımız geri çevrilemez.

  8. Hasan Basri Çantay

    110. Hattâ o peygamberler (kavmlerinin îmanından) ümidlerini kesib de onların (va’d edildikleri nusret-i ilâhiyye hususunda) muhakkak yalana çıkarıldıklarını zannetdikleri sırada onlara nusretimiz yetişib gelmiş, biz kimi dilersek o (ya’ni peygamberler ve tabileri) kurtuluşa erdirilmişdir. Günahkârlar güruhundan ise azabımız asla döndürülmeyecekdir.

  9. Hasan Tahsin Feyizli - Feyzü'l Furkan

    110. Nihayet, o peygamberler (kavimlerinin inanmasından) ümitlerini kesip de kendilerinin yalancı çıkarıldıklarını düşündükleri sırada, (hep) onlara yardımımız gelmiştir; böylece (niyet ve tevbelerinden dolayı kurtulmalarını) dilediklerimiz kurtulmuş (inkârında ısrar edenler ise yok edilmişler)dir. Azabımız suçlular toplumundan geri çevrilmez.

  10. Hayrat Vakfı Meali

    110. Nihâyet peygamberler (o kavimlerin îmâna gelmelerinden) ümidlerini kestiği ve(o kavimler de) gerçekten onların (o peygamberlerin) yalancı çıkarıldıklarını zannettikleri bir sırada kendilerine yardımımız geldi de dilediğimiz kimseler (o azabdan) kurtarıldı. Hâlbuki günahkârlar topluluğundan azâbımız geri çevrilmez.

  11. Hüseyin Atay

    110. Öyle ki, elçilerimiz umutlarını yitirdikleri ve yalanlandıklarını sandıkları zaman yardımımız onlara yetişmiştir. Böylece dilediklerimiz kurtarıldı. Güçlü baskınımız suçlu ulustan geri çevrilemez.

  12. İhsan Eliaçık

    110. Nice elçilere, iyice ümitlerini kesip adlarının yalancıya çıktığını görmeye başladıkları bir anda yardımımız yetişti. Lâyık gördüklerimiz kurtulu­ şa erdirildi. Azabımız günaha batmış olanlardan geri çevrilecek değildi.

  13. Kur'ân-ı Mecid Tefsirli Meal-i Alisi (İsmailağa Cemaati)

    110. (Habîbim! Bolluk ve rahatlık içinde kâfirlere uzun süre mühlet vermemiz kimseyi aldatmasın! Zira onlardan önce geçen müşriklere de böylece fırsatlar verilmişti.) Nihâyet o (ümmetlere gönderilen) rasûller (toplumlarının iman etmesinden) iyice ümit kestiğinde ve gerçekten o (peygamberlere ümmet olan) kişiler kendilerine (peygamberleri tarafından yardım vaad edilerek) muhakkak yalan söylendiğine yakînen inandıklarında yardımımız onlara geldi de, böylece (kurtuluşlarını) dilediğimiz (o peygamberler ve inanan) kimseler kurtarıldı. Ama bizim çetin azâbımız o (müşrik olan) mücrimler toplumundan geri çevrilemez.

  14. Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir

    110. Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

  15. Mehmet Okuyan

    110. Sonunda elçiler ümitlerini yitirip de kendilerinin (ümmetleri tarafından) yalanlandıklarını kesin olarak anladıkları sırada onlara yardımımız gelmiş ve dilediğimiz kimse(ler) kurtarılmıştır. Azabımız, suçlular topluluğundan geri döndürülemez.

  16. Mustafa İslamoğlu

    110. (Önceki) rasuller (öylesine zorlandılar ki), en sonunda neredeyse (toplumlarına ilişkin) tüm umutlarını yitirdiler; artık iyiden iyiye aldatıldıklarını/yalanla(n)dıklarını zannetmeye başlayınca,yardımımız kendilerine ulaştı; sonuçta istediğimizi kurtuluşa ulaştırmışızdır; fakat azabımız günaha gömülüp gitmiş bir toplumdan asla geri çevrilmez.

  17. Mustafa Öztürk

    110. Evet, geçmişte de peygamberler ümmetlerinden umutlarını kesmişler, hatta insanlar tarafından yalancı olarak görüldüklerine kesin kanaat getirmişlerdir. İşte bizim yardımımız tam da böyle bir zamanda o peygamberlerin imdadına yetişmiş ve böylece dilediğimiz kimseler [peygamberler ve onlara inananlar] kurtulmuş, fakat günaha batmış topluluklara yönelik cezamızın geri çevrilmesi mümkün olmamıştır

  18. Ömer Nasuh Bilmen

    110. Nihâyet o peygamberlerin ye’se düştükleri ve kendilerinin hakikaten yalana çıkarıldıklarını zanneyledikleri zaman onlara nusretimiz geliverdi. Artık dilediğimiz kimseler necâta erdirildi ve mücrimler olan kavimden ise azabımız geri döndürülmeyecektir.

  19. Sadık Türkmen

    110. Ta ki, elçiler ümitlerini kestiklerinde kendilerinin; artık gerçekten yalanlandıklarını sandıkları bir sırada, işte o zaman onlara yardımımız gelmiştir. Dilediğimiz kimseler (iman edenler) kurtarılmıştır. Ve zorlu azabımız suçlular toplumundan asla geri çevrilmez!

  20. Süleyman Ateş

    110. (Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kâfirlere karşı kendilerine yapılacağı va’dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azâbımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.

  21. Süleymaniye Vakfı

    110. Ne zaman ki elçilerimiz umutlarını keser, anlarlar ki yalancı sayılmışlar, o zaman onlara yardımımız gelir, tercih ettiğimiz kurtarılır. Baskınımız suçlular topluluğundan geri çevrilmez.

  22. Viyana Kur'an Okulu Kur'an-ı Kerim Meali

    110. Nihayet, o peygamberler neredeyse büsbütün ümitlerini kaybettikleri ve yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada onlara yardımımız geldi de, böylece hak eden kimseler kurtuluşa erdirildi. Suçlu, günahkârlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir

  23. Yaşar Nuri Öztürk

    110. Ne zaman ki resuller ümitsizliğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.